Ana içeriğe atla

İnanç ve Başarı

 



    1997 yılında Kanadalı araştırmacı Prof. Gary McPherson iyi müzisyenleri kötü müzisyenlerden ayıran özellikleri keşfetmek için uzun soluklu bir araştırma başlatıyor.

Enstrüman çalmaya başlayacak olan, yaşları 7 ile 8 arasında değişen 157 tane müzisyen adayı buluyor. Onlara detaylı bir anket veriyor.

Sonra da bu çocukları lise mezuniyetine kadar takip ediyor. Mezuniyetten sonra bu çocukların müzik becerilerini ölçüyor. Becerilerine göre de çocukları üç gruba ayırıyor: en iyiler, orta seviyede olanlar ve kötüler.

Bu üç grubu; IQ, kulak hassasiyeti, matematik becerisi, ritim duygusu, motor becerileri, sosyo ekonomik durumları açısından karşılaştırıyor. Hiç bir fark çıkmıyor.

Üç grup sadece iki açından farklılık gösteriyor. Birincisi daha önce bildiğimiz gibi pratik süresi. Kötü grup haftada ortalama 20 dakika, orta grup 45 dakika, iyi grup 90 dakika pratik yapmış.

Araştırmanın burası çok ilginç değil. Çünkü pratiğin etkisini zaten biliyoruz.

İnanç ve Başarı

Çocuklar, ankette bir soruya verdikleri yanıt açısından da farklılık gösteriyor. O soru da şu: ne kadar süre müzik enstrümanı çalacaksınız?

Bazıları sadece ilkokul sonuna kadar (kısa vade bağlılık), bazıları lise sonu (orta vade bağlılık), bazıları da hayat boyu (uzun vade bağlılık) diyor. Hayat boyu diyenler (uzun vade bağlılık) en iyi enstrüman çalan grup çıkıyor.

Yani müzisyen olacağına inanlar en fazla pratiği yapmış ve en iyi grup olmuş.

Pratik mi İnanç mı?

Prof. McPherson bir soru daha soruyor. Acaba pratik mi daha önemli inanç mı?

Bu soruyu yanıtlamak için her üç bağlılık grubundan da aynı derecede pratik yapmış kişileri buluyor. Bu kişilerin pratik süreleri eşit ama inançları farklı.

Görüyor ki uzun vadede bağlılık grubunda olan kişiler, aynı süre pratik yapmış olmalarına rağmen kısa vadede bağlılık grubundan tam 4 kat daha iyi.

Daha derse başlamadan önce bile “Ben müzisyen olacağım” ya da “Ben bir müzisyenim” düşüncesine inanmak, tam 4 kat daha fazla başarı getiriyor.

Kısacası, hayal etmediklerimizi ve inanmadıklarımızı başarmamız mümkün değil.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AROG (2008)

AROG Cem Yılmaz'ın bizlere sunduğu son kahkaha yüklü yapımı... GORA yı izlemiş ve beğenmişseniz, Muhtemelen devam niteliğindeki bu yapım da hoşunuza gidecektir. Öncelikle filme hiçbir yorum okumadan ve önyargıları dinlemeden gitmeniz lazım... Yeni nesil komedi üstadı Cem Yılmaz, kendince oldukça başarılı bir iş çıkardığı gibi, Türk sineması sektöründe bazı taşların yerinden oynamasına da neden oluyor... Çıta her filmde bence biraz daha yükseldiğinden, formatın belirlenmesi ve izleyici çekebilmek için çok fazla detaycı / yoğun çalışma yapılması gerekiyor/gerekecek... Ben 130 Dk süre boyunca belirli bir levelin üstünde güldüm/eğlendim. Zaman zaman kurguya bağlı olarak yavaşlayan ve sizi acaba?lara sürükleyen anlar olsada, tempo iyi ayarlanmış, sonuçta 130 dk boyunca durmaksızın insanların gülmeyi beklemesi yersiz ve sağlıksız bir durum :) Filmin yapım ve senaryo aşamalarında oldukça titiz çalışıldığı, yaptığı göndermelerden dahi anlaşılabilir. (2001:Space Oddsey, Star Wars, Güncel S...

Yedek Subay Sınavı & Mülakat Notları

Yedek Subay Sınavı & Mülakat Notları Öncelikle Askerlik kavramının tanımından başlayalım: “ Mantığın bittiği yerde Askerlik başlıyor .” Evet birçoğunuz bu cümleyi duymuşsunuzdur. Hakikaten yerinde ve isabet oranı %100 bir önerme/tanım. Neden dersek, sosyolojik açıdan bakıldığında; insanoğlu varoluşundan bu yana, her çağ ve kültürde “ askerlik ” mefhumunu bir şekilde bünyesinde barındırmış, uygulamıştır. Aslında bakıldığında, emir – komuta zincirinde , verilen komutların düşünülmemesi, sorgulanmaması en doğal yaklaşım, aksi durumlarda kişileri bile bile kendi hayatları pahasına bir göreve gönderemezsiniz. Neyse, “-genelden detaya in kardeşim, başlıktaki konuya dönelim ” dediğinizi varsayarak; 03.04.2008 tarihinde Balıkesir Ordu Don.Kom . Sınav merkezindeki izlenimleri paylaşmaya başlıyorum (Sıkı durun, Artık Cambaz da Asker… :) ) -- Fiili olarak olmasa bile resmiyette 01.04.2008 tarihinden itibaren vatani görevimizi yapmak üzere yasalar önünde ASKER sayılmaktayız. -- 3. Sınav günü,...

Shoot 'Em Up (2007)

Monica Bellucci yi görünce, filmin adını duyunca, az çok da tarz olarak vurdulu kırdılı oyunları 80 li yıllarda oynamış iseniz, bu filmi seveceksiniz ;) Filmi birkaç kelime ile özetlemek gerekirse; "Aksiyon, Sınırsız Aksiyon..." Evet, farkında iseniz fazla bir tanımlama kullanmadım. Çünkü gerek yok, adamlar "-boşverelim gereksiz sıkıcı sinemasal diyalogları, babalar gibi yapalım çizgi-oyun-film karması bir yapım" demişler ve neticeye ulaşmışlar. Elbetteki filmi izlerken ; - Yok artık Lebron James ! - Bu kadar da olmaz be abi ! - Pes artık ! tarzında cümlelerin ağzınızdan dökülmesini yadırgamayın. Çünkü adamlar harbiden abartmış! Örneklersek; 1. Birsürü kişi ile ateşli çatışma halinde iken, büyük bir soğukkanlılıkla doğum için uğraşmak... 2. Hadi doğumu yaptırdın, Elde bebek, tek kurşun isabet etmeden, ben diyim 10, siz diyin 20-30 kişi alnından mıhlamak.... 3. Araçla seyir halinde arkadan gelen ve ateş eden ekibi etkisiz hale getirmek için, 2-Takla attıktan sonra ol...